Bağımsız taban sendikası Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, yaptığı bir konuşmadan dolayı pazartesi çıkarıldığı mahkemede tutuklandı. Türkmen pazar sabahı erken saatlerde Gaziantep’teki evine düzenlenen jandarma baskınında gözaltına alınmış ve evindeki tüm elektronik cihazlarına el konmuştu.
Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal Genel Başkanı Ulaş Sevinç X’te yaptığı ve Evrensel gazetesinde de yer verilen açıklamasında Türkmen’in gözaltına alınmasını kınayarak şunları belirtti: “Türkmen ve diğer işçi önderlerine yönelik gözaltılar, kapitalist sistemden ve savunucularından kaynaklanan sorunlara karşı giderek artan mücadelelere giren işçi kitlelerine gözdağı vermeyi amaçlamaktadır. İfade özgürlüğü dahil temel demokratik hakları çiğneyen bu baskılara tüm işçiler karşı çıkmalı ve Türkmen’in derhal serbest bırakılmasını talep etmelidir.”

Türkmen’in tutuklanması birçok örgüt ve işçi tarafından protesto edildi. Evrensel gazetesine konuşan bir rafineri işçisi şunları söyledi: “Mehmet Türkmen’in evine yapılan baskını izledik. Kapı kırılıyor, ev aranıyor, elektronik eşyalar toplanıyor. O görüntüler yalnızca bir operasyon görüntüsü değildir. O görüntüler, bu ülkede emek mücadelesinin nasıl bir baskıyla karşı karşıya kaldığının fotoğrafıdır.”
Türkmen’e yönelik resmi suçlama, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”tir. Bu suçlama son yıllarda hükümet tarafından işçi önderlerine, gazetecilere ve muhalif politikacılara karşı artan biçimde ve keyfi olarak kullanılmaktadır.
Şireci Grubu’na bağlı Sırma Halı’daki yaklaşık 400 işçi, aylardır biriken alacaklarının ödenmesi için 9 Mart’ta iş bıraktılar. Türkmen 13 Mart’ta Gaziantep’teki Balıklı Meydanı’nda Sırma Halı işçilerinin protestosuna katılarak bir konuşma yaptı. Türkmen tutuklama gerekçesi yapılan konuşmasında şunları söyledi:
İşçiler aylardır maaşlarını düzenli alamıyorlar. Fazlasını değil sadece maaşının zamanında yatırılmasını istiyorlar. Karşılığında tehdit mesajları alıyorlar. İşçiler bir gün fatura ödemese üstüne faiz geliyor ama işçiye geç ödenen para aynı para. Bu ülkeyi var edenler, sırtında taşıyanlar fabrikalarda çalışan işçiler. Haksızlığa karşı sesini duyurmak için toplanıyor ama etrafında yüzlerce polis oluyor. Neden işçiler basın açıklaması, yürüyüş yapmak istediğinde önüne bu kadar polis diziliyor? Barikatları işçilere değil patronlara kurun. Bu öfke birikiyor. Bu adaletsizliğe her gün yenilerini ekleyerek işçilerin yüreğinde öfke ve isyan biriktiriyorsunuz.
Mahkemenin suç olarak nitelendirdiği şey ücret hırsızlığını çıplak biçimde tarif eden bu sözlerdir. Bu sözlerin tutuklama bahanesi yapılması şu gerçeği açıkça göstermektedir: Sınıfsal gerilimlerin demokratik yönetim biçimleriyle ve mevcut sendikal aygıt eliyle kontrol altına alınmasını zorlaştıran şiddetli kapitalist saldırı, temel hakların ortadan kaldırıldığı otoriter rejimlerin inşa edilmesini gerektirmektedir. Egemen sınıfın demokratik haklara yönelik saldırısı ile işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarına yönelik saldırısı birbirinden ayrılamaz.
Türkmen tutuklanmasının ardından mahkeme çıkışında kararın sınıfsal niteliğini şöyle dile getirdi:
Bundan sonra bir patron şikayet ettiğinde direkt alıp cezaevine götürün. Bu oyunu oynamayın. Böyle ifadeler, yargılamalar, duruşmalar geçin bunları. Patronun kararı neyse onu uygulayın direkt. Direkt patronlara bağlayın. Şu memlekette her gün on tane işçi ölüyor fabrikalarda, kolları elleri kopuyor. Bir tane patron ifade bile vermiyor ama bir sendikacı bunu dile getirdiği için patronun şikayetiyle tutuklanıyor.
Türkmen tabandan gelişmekte olan bir işçi hareketine önderlik ettiği için başka birçok işçi önderi gibi saldırıların hedefi haline geliyor. Şubat 2025’te, Başpınar OSB’deki yirmiden fazla fabrikayı kapsayan kitlesel bir fiili grev dalgası sırasında Türkmen iki kez gözaltına alınmış, 36 gün tutuklu kalmış ve ardından yaklaşık bir ay ev hapsiyle cezalandırılmıştı. Gaziantep Valiliği o dönemde il genelinde tüm gösterileri yasaklayan anayasaya aykırı bir karar çıkarmıştı.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin önceli Sosyalist Eşitlik Grubu o dönem Türkmen’e yönelik zulmün ve işçilere yönelik yasakların gerekçesini şöyle açıklamıştı: “Hükümetin ve bir bütün olarak egemen sınıfın başlıca kaygısı, toplumdaki temel karşıtlık olan sınıfsal bölünmenin ve dolayısıyla sınıf mücadelesinin ön plana çıkmasını ve milyonlarca işçinin sosyal ve demokratik hakları için birleşerek harekete geçmesini engellemektir.”
O dönem Dünya Sosyalist Web Sitesi Türkmen’in serbest bırakılması için uluslararası kampanya yürütmüş ve ABD’de Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasının başkanlığına aday olan otomotiv işçisi Will Lehman, bir dayanışma açıklaması yapmıştı. Lehman “Türkmen’in tutuklanması tüm işçi sınıfına yönelik bir saldırıdır,” demiş ve şunları eklemişti: “Çözüm; taban örgütlenmesi ve uluslararası birliktir. Türkiye’deki, ABD’deki ve tüm dünyadaki işçiler sendika bürokrasilerinin ve şirket yanlısı politikacıların denetimi dışında birleşmelidir.”
ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının tırmandığı ve Türkiye’yi de içine çekme riskinin büyüdüğü bir ortamda egemen sınıfın bu kaygıları çok daha artmış durumda. Hükümet herhangi bir toplumsal ve siyasi muhalefete, özellikle de işçi sınıfından geliyorsa, göz açtırmak istemiyor.
Ne var ki, kapitalist sistemin diktatörlüğe ve savaşa yol açan çelişkileri, aynı zamanda sınıf mücadelesini de yoğunlaştırıyor. Sosyal kaynakların silahlanmaya ve bir avuç kapitalist oligarka aktarılması, hayat pahalılığı karşısında reel ücretlerin erimesi, ödenmeyen ücretler, işyeri kapanmaları ve sosyal hakların gaspı militan bir işçi hareketine ve fiili grevlere yol açıyor. Bu mücadeleler mevcut sendikal aygıttan bağımsız, hatta ona rağmen gelişiyor.
Ocak ayı sonunda, Migros depo işçileri, düşük ücret zammına karşı 10 şehirde 12 depoda iş bıraktılar. 7.500 işçiden 5.500’ü bağımsız taban sendikası DGD-Sen önderliğinde sadece şirkete ve polis baskısına karşı değil, hükümet yanlısı Türk-İş konfederasyonuna bağlı Tez-Koop-İş sendikası bürokrasisine karşı da mücadele ettiler.
Şubat ayı sonunda ise İzmir’in Kınık ilçesinde faaliyet gösteren Polyak Madencilik’te 1.243 madenci, Bağımsız Maden İş liderliğinde işlerini kaybetmemek ve sosyal hakları için fiili bir greve gittiler. Maden yönetimini devralmaya soyunan işçiler, jandarma barikatlarını aşarken göz yaşartıcı gazlara ve gözaltılara rağmen geri çekilmeyerek taleplerini elde ettiler.
Hem tabandan gelişen bir işçi hareketinin ortaya çıkışı hem de onu bastırmaya yönelik hükümet baskısı küresel bir olgudur. Lehman’ın Polyak madencileriyle dayanışma mesajında belirttiği üzere Türkiye’deki işçilerin “sorunları -ödenmeyen ücretler, güvenli olmayan çalışma koşulları, kıdem haklarına yönelik saldırılar, sosyal hakların budanması- ABD’de ve dünya genelinde otomotiv fabrikaları, depolar ve diğer fabrikalarda çalışan işçilerin karşılaştığı sorunlarla aynı”dır. Lehman “Şirketler küresel ölçekte faaliyet gösteriyor. Bizim yanıtımız da küresel olmalı,” demiş ve “Hiçbir işçi yalnız bırakılmamalı,” diye eklemişti.
Türkiye’de ve dünya genelinde işçiler ve gençler, işçi mücadelelerine önderlik ettiği için tutuklanan Mehmet Türkmen’i savunmalı ve derhal serbest bırakılmasını talep etmelidir. Türkmen’in özgürlüğü için verilen mücadele, demokratik ve sosyal haklar için mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.
