Almanya için Alternatif’in (AfD) Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçim zaferi, kapitalist siyasetin tüm yapısına yöneltilmiş ezici bir suçlamadır ve bu yalnızca Almanya’yla sınırlı değildir. Geçen yüzyılın faşizm felaketinin merkez üssü olan ülkede, Hitler’in partisinin ideolojik ve siyasi soyundan gelen bir parti, Alman siyasetinde egemen bir güç olarak ortaya çıkmıştır.
1965’te, küçük bir neo-Nazi partinin Almanya federal seçimlerinde yüzde 2 oy alması şok ve karşılıklı suçlamalara yol açmıştı. Şimdi AfD’nin aldığı devasa oy ise kısık bir tepkiyle karşılandı. İtalya’da Meloni’nin zaferinin, Fransa’da Le Pen’in yükselişinin ve Britanya’da Farage’ın güçlenmesinin ardından faşizm, siyasi manzaranın güvenilir bir parçası olarak kabul edilmiş durumdadır.
AfD oy oranını 2021’deki yüzde 20,8’den yüzde 43,8’e çıkararak açık ara en güçlü parti haline geldi. 41 doğrudan milletvekilliğinin 38’ini kazandı ve yeni eyalet meclisindeki 83 sandalyenin 39’unu elde etti; mutlak çoğunluğu almaya üç sandalye kadar yaklaştı. Federal düzeyde iktidarda bulunan, Saksonya-Anhalt’ı 2011’den beri yöneten ve daha 2021’de yüzde 37,1 alan Hristiyan Demokratlar (CDU) ise yüzde 17,2’ye çakıldı.
Diğer düzen partileri de hezimete uğradılar. Federal düzeyde CDU/Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ile koalisyon hükümetinde olan Sosyal Demokratlar (SPD) yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,9, Sol Parti ise yüzde 8,6 aldı. İlk kez bir eyalet seçimine giren Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 5,3 ile eyalet meclisine kıl payı girebildi. Daha önce burayı birlikte yönetmiş olan CDU, SPD ve Yeşiller’in toplamı şimdi yalnızca yüzde 35,4’e ulaştı. Bu oran, tek başına AfD’nin sekiz puandan fazla gerisinde kalıyor.
AfD kitlesel bir faşist parti olmamakla birlikte, etnik-milliyetçi ideolojisi, ırkçı dünya görüşü ve siyasi programı Nazi geleneğine sıkı sıkıya bağlıdır. Yükselişi, bir bütün olarak kapitalist sisteme yöneltilmiş bir suçlamadır. Salt bir Alman olgusu ya da 1,7 milyon seçmeni olan küçük bir Doğu Alman eyaletine özgü bir tuhaflık olarak anlaşılamaz. AfD’nin seçim başarısı, egemen seçkinler arasında uluslararası ölçekte yaşanan sağa kayışın bir parçasıdır.
Dünya, tarihsel bir dönüm noktasında durmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde faşizm, işlediği iğrenç suçları Almanya’daki kadar açık biçimde sergilememiştir. Altı milyon Yahudi’nin sistematik biçimde katledilmesi, en az 27 milyon insanın hayatına mal olan Sovyetler Birliği’ne karşı imha savaşı, işçi hareketinin ezilmesi ve Nazilerin bir terör rejimi kurması bugün hâlâ insanlığa karşı suçların simgesi sayılmaktadır.
Savaşın, ekonomik krizin ve toplumsal kutuplaşmanın yoğunlaşması artık toplumsal uzlaşmaya ya da demokrasiye izin vermiyor. Bu nedenle bütün önde gelen kapitalist ülkelerdeki egemen sınıf faşist egemenlik yöntemlerine yöneliyor. Donald Trump’ın ABD’deki başkanlığı, Marine Le Pen’in Fransa cumhurbaşkanlığı seçiminde önde gitmesi, Giorgia Meloni’nin İtalya’daki hükümeti ve Vox’un İspanya’da artan nüfuzu, hepsi aynı eğilimin ifadeleridir.
Hiç kimse AfD’ye karşı “güvenlik duvarı” örüleceği lafına kanmamalıdır. Düzen partileri AfD’nin yolunu döşemişlerdir ve onunla iş birliği yapacaklardır. AfD’nin üzerinde serpildiği siyasi ve ideolojik zemini hazırlayanlar onlardır.
Jörg Baberowski gibi tarihçiler yıllardır İkinci Dünya Savaşı’nın tarihini yeniden yazıyor ve Nazilerin suçlarını önemsizleştiriyorlar. Alman hükümeti Ukrayna’da, elleri on binlerce Yahudi’nin, komünistin ve Polonyalının kanına bulanmış Nazi işbirlikçilerini kahraman diye yücelten bir rejimi finanse ediyor. Gazze’de ise bir soykırımı destekliyor. AB, Avrupa’yı duvarlarında her yıl binlerce mültecinin öldüğü bir kaleye çevirerek AfD’nin politikalarını fiilen uygulamaya koymuştur.
AfD’nin yükselişindeki başlıca sorumluluk sendikalara, SPD’ye ve Sol Parti’ye aittir. Bunlar, savaşa ve toplumsal eşitsizliğe karşı direnişin soldan ifade bulmasını sistematik biçimde engelliyorlar. İşten çıkarmaları, sosyal hizmet kesintilerini ve savaş politikasını destekliyor, bunlara yönelik her direnişi boğuyorlar. Böylece AfD’nin kendisini siyasi düzenin muhalifi ve savaş karşıtı bir parti olarak sunmasını mümkün kılıyorlar.
IG Metall, Saksonya-Anhalt seçiminden yalnızca üç gün önce, sendikaların işçilerin değil şirketlerin çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha gösterdi: İşçilerden habersiz, Volkswagen’de 75 bin kişilik istihdamın yok edilmesine onay verdi.
SPD, işçi hareketindeki köklerine giden bütün bağlarını çoktan koparmıştır ve Merz hükümetinde Savunma, Maliye ve Çalışma Bakanlıklarını elinde tutarak yeniden silahlanmadan ve sosyal hizmet kesintilerinden sorumludur.
Sol Parti ve selefi Demokratik Sosyalizm Partisi, zaman zaman en güçlü parti oldukları doğu Almanya’da son 35 yıldır işlerin ve kamu hizmetlerinin yok edilmesinde başrolü oynadılar.
AfD bunu kendi lehine kullandı. Sandık çıkışı anketleri, Saksonya-Anhalt nüfusunun yüzde 44’ünün birdenbire koyu sağcı aşırılıkçılara dönüştüğü fikrini çürütmektedir. İç güvenlik ve göç gibi geleneksel olarak sağcılıkla bağlantılı meselelerin yanı sıra, AfD’ye oy verme kararında sosyal yardımlar, ekonomi ve barış da belirleyici rol oynamıştır. Infratest dimap’ın araştırmalarına göre AfD seçmenlerinin yüzde 20’si aşırı sağcı görüşlere, bir yüzde 18’i de belirgin biçimde sağcı bir dünya görüşüne sahiptir. Ne var ki yüzde 62 için durum böyle değildir. Birçok kişi partiye, federal hükümetin savaş ve kemer sıkma politikalarını protesto etmek için oy vermiştir.
Gerçekte ise AfD ne savaşa ne de sosyal harcama kesintilerine karşıdır. Savunma harcamalarının GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarılmasını ilk talep eden parti oydu ve borç freninin katı biçimde uygulanmasını istiyor. Kapitalist özel mülkiyet ve kâr AfD için kutsaldır. Sermayenin çıkarlarını en saldırgan biçimde temsil eden odur. Donald Trump’ın ve Elon Musk’ın Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferi için gönderdiği tebrikler, herhangi bir seçim sloganından daha açıklayıcıdır. AfD’nin ekonomik milliyetçiliği, tıpkı Hitler döneminde olduğu gibi, oligarkların ve tekellerin çıkarlarını savaş yoluyla dayatmaya hizmet etmektedir.
Amerikan gümrük vergilerinin, Çin rekabetinin, artan savunma harcamalarının ve fırlayan bütçe açıklarının baskısı altında Avrupa kapitalizminin krizi her geçen gün yoğunlaşıyor. İşçilerin savaş sonrası on yılların büyük sınıf mücadelelerinde kazandığı emeklilik, sağlık ve eğitim sistemlerinin tümüyle tasfiye edilmesi, kapitalistlerin servetlerini ve kârlarını savunabilmeleri için kaçınılmaz hale geliyor.
Aynısı Ukrayna’daki savaşın tırmandırılması için de geçerlidir. Özellikle Alman emperyalizmi, Rusya’nın yenilgisini hammadde ve genişleme açlığını gidermek bakımından belirleyici görüyor ve bu uğurda nükleer bir savaşı göze almaya hazır.
Egemen sınıf bu gündemi dayatmak için faşistlere kur yapıyor. İşçi sınıfı buna kendi yanıtını vermeli ve bağımsız bir siyasi önderlik inşa etmelidir. Almanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP), seçim öncesindeki açıklamasında şunları belirtmişti:
Bu sağa savruluş, iktidardaki partileri içeren parlamenter manevralarla durdurulamaz. Gereken şey, işçi sınıfının savaşa, sosyal harcama kesintilerine ve bunların temel nedeni olan kapitalizme yöneltilmiş bağımsız bir taarruzudur. Böyle bir taarruz, AfD’yi şu anda demagojisini yaydığı toplumsal zeminden yoksun bırakacak ve sınıf ayrımlarını çıplak biçimde gözler önüne serecektir: AfD sıradan insanların çıkarlarını temsil etmiyor; sermayenin, militarizmin ve otoriter devletin yanında duruyor.
Böyle bir taarruzun nesnel koşulları hızla gelişiyor. Alman hükümetinin savaş ve kemer sıkma politikalarına karşı direniş büyüyor. Eksik olan şey, bağımsız bir sosyalist perspektif ve önderliktir. AfD’ye karşı mücadele, işçi sınıfını ölmekte olan kapitalizmin çürüyen cesedine zincirlemeye çalışan Sol Parti’yle ve sendikalarla siyasi bir kopuşu gerektirir.
Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP), böyle bir hareket inşa etmek için 20 Eylül’deki Berlin Eyalet Meclisi seçimlerine giriyor. SGP, savaş kışkırtıcılarına içi boş çağrılar yapmıyor; işten çıkarmalara, ücret kesintilerine ve sosyal harcama kesintilerine karşı direnişi örgütlüyor ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ndeki kardeş partileriyle birlikte savaşa ve kapitalizme karşı dünya çapında bir hareket inşa ediyor.
